
8 Mar 2026
Selamünaleyküm kıymetli dostlar,
Tarih 21 Temmuz 1905… Cuma günü. Yer, Beşiktaş Yıldız Hamidiye Camii.
Gözünüzde bir canlandırın; muazzam bir kalabalık var. Padişah Cuma selamlığından çıkmış, arabasına binecek. Her şey saniyelerle, saliselerle işliyor. Rutin tıkır tıkır… Ama o gün ilahi bir kader tecelli ediyor. Şeyhülislam Cemaleddin Efendi, Padişah’ı kapıda bir soru sormak için durduruyor. Sadece birkaç saniyelik, belki de iki dakikalık bir gecikme…
İşte ne olduysa o an oldu!
YER GÖK İNLEDİ!
Büyük bir gürültü, toz duman, feryatlar… "Yıldız Suikastı" dediğimiz hadise gerçekleşmişti. Padişah’ın arabasının yanına yerleştirilen o saatli bomba, tam vaktinde patladı. Ama hesap edemedikleri bir şey vardı: Abdülhamid Han o arabada değildi! O sırada merdivenlerde Şeyhülislam ile konuşuyordu.
26 kişi şehit oldu, 58 yaralı… Ortalık kan gölü, mahşer yeri gibi. Herkes panik halinde kaçışırken, o toz bulutunun içinden bir ses yükseldi. Abdülhamid Han, dimdik durmuş, "Korkmayınız! Ben buradayım!" diyerek halkı teskin ediyordu. Düşünebiliyor musunuz o dirayeti? O kargaşada "Öldüm mü, kaldım mı?" derdine düşmüyor, milleti sakinleştiriyor. Muazzam bir irade!
Velasıl kelam, faillerin peşine düşüldü. Ve işin ucu kime çıktı biliyor musunuz? Belçikalı bir anarşiste: Edward Joris.
Adam yakalandı. Herkes ne bekliyor? "Asalım! Keselim! İbret-i alem yapalım!" değil mi? Haksız da sayılmazlar, ortada şehitler var, Padişah’a kastetmiş bir katil var.
Ama Abdülhamid Han bu… Onun kafası bizim gibi düz mantıkla çalışmaz. O, siyasi bir deha.
Bakın burası çok enteresan…
Padişah, Edward Joris’i huzuruna çağırtıyor. Adam titriyor tabii, ipi boylayacağını sanıyor. Abdülhamid Han, Joris’e bakıyor ve tarihi bir hamle yapıyor. Diyor ki:
"Seni asabilirim. Buna hakkım var. Ama görüyorum ki sen zeki bir adamsın. Bu zekanı neden başkalarının maşası olarak harcıyorsun? Gel, benim için çalış. Avrupa’daki o anarşist yuvalarını, planlarını bana rapor et. Bedelini de öderim."
Adam şokta! Beyninden vurulmuşa dönüyor. İdam sehpasını beklerken, cebine altınlar konulup Avrupa’ya hafiye yani casus olarak gönderiliyor.
Yahu bu nasıl bir devlet aklıdır? Bu nasıl bir stratejik derinliktir? Adamı zindanda çürütmek yerine, Avrupa’daki Jön Türklerin ve Ermeni komitecilerin ne dolaplar çevirdiğini öğrenmek için kendi lehine casus yapıyor!
Ve nitekim Edward Joris, kuzu kuzu, tıpış tıpış Padişah’ın istediklerini yapıyor. Avrupa’dan Abdülhamid’e şifreli mektuplar, istihbaratlar yağıyor. Düşmanını, kendi silahın yapıyorsun. İşte "Kızıl Sultan" diye yaftalamaya çalıştıkları adamın zekası bu!
Ecdat, öfkesini bile devletin bekası için yutmuş, en azılı düşmanını bile "nasıl kullanırım" diye hesap etmiş. Duygusallıkla değil, akılla hareket etmiş. İşte "Siyaset Dehası" budur dostlar.
Mekanı cennet, ruhu şad olsun.
Benden size tavsiye; Yıldız Sarayı’na yolunuz düşerse, o yokuşu çıkarken o patlama anını, Sultan'ın o vakur duruşunu bir hayal edin. O gün o bomba Padişah’a isabet etseydi, belki de Osmanlı 1905’te paramparça olacaktı. Allah korumuş…
Rabbim bu millete Abdülhamid Han feraseti nasip etsin.
Her hafta sizlerle tarihimizin en can alıcı tozlu ama ibretlik sayfalarında, haftaya başka bir hikayede buluşmak üzere…
Sağlıcakla, huzurla kalın.
Talha Uğurluel
