Bugünkü Kabeyi Hafızlarla İnşa Ettiren Osmanlı Sultanı Kimdi? - Tarih Postası

19 Nis 2026

Bugünkü Kabeyi Hafızlarla İnşa Ettiren Osmanlı Sultanı Kimdi?

Bugünkü Kabeyi Hafızlarla İnşa Ettiren Osmanlı Sultanı Kimdi?

Merhaba Kıymetli Tarihseverler,

1600'lü yılların başı. Mekke'de şiddetli bir sel felaketi yaşanıyor.

Vadi-i İbrahim'in bütün dağlarından aşağı inen sular, Kabe'nin avlusunu tamamen kaplıyor. Ama bu sefer iş farklı. Bu sefer sular çekildiğinde geriye çok ağır bir manzara kalıyor: Kabe'nin dört duvarından üçü yıkılmış. Yalnızca bir duvar ayakta.

Düşünebiliyor musunuz?

Yeryüzünde Allah'ın kendine ayırdığını söylediği o mukaddes köşe... üç duvarı yerle bir.

O günlerde İslam dünyasının halifesi Sultan I. Ahmet'tir. Haberi alır almaz ulemayı toplar. Mesele açıktır: Kabe yeniden inşa edilecektir. Ama nasıl?

Padişahın aklında büyük bir fikir vardır. "Hani" diyor, "taş kullanmasak da... bir tuğla altın, bir tuğla gümüş kullansak olmaz mı?"

Bakın, niyeti ne kadar saftır. Kabe'ye en kıymetli şeyi vermek istiyor.

Ama alimler başlarını kaldırır ve şöyle der: "Sultanım, Allah-u Teala isteseydi Kabe'yi Hz. İbrahim'e zebercetten yaptırırdı. Rabbimiz böyle yaptırtmadığına göre biz de değiştirmeyelim."

İşin aslı şudur: Alimler, selefte ne varsa onu korumak istiyorlar. Karar nettir. Kabe yeniden taştan yapılacaktır.

Emir verilmek üzereyken... Sultan I. Ahmet aniden, gencecik yaşında vefat ediyor.

Kabe'nin yeniden inşa edilmesi görevi, Sultan I. Ahmet'in oğluna kalıyor. O oğul: Sultan IV. Murat.

Velasıl kelam, bugün tavaf ettiğimiz Kabe binası, kul yapısı olarak büyük oranda Osmanlı Devleti'nin, Sultan IV. Murat'ın eseridir.

Bunu bilmek niye önemli? Birazdan anlayacaksınız.

Şimdi işin asıl muazzam kısmına geldik.

Eğer bir gün Umre'ye ya da Hacca giderseniz, Mescid-i Haram'a girerken sol tarafa bakın. Üzeri beton plakalarla kapatılmış, yama yama bir tepe göreceksiniz. O tepenin yama yama olmasının sebebini çok az insan bilir.

O tepeden taşlar kesilmiştir. Kabe'nin son binası için.

Ama nasıl kesilmiştir?

Taşlar kesilirken, Kabe'nin etrafında tam 600 hafız halka oluşturmuş. 600 hafız, 24 saat boyunca kesintisiz Kur'an okuyor.

Ve yetmez. Her bir kesilen taş, orada sıra olmuş ulemaya getirilip fetva alınıyor. "Bu taşı Kabe için koyacağız" deniyor. Alim onayladıktan sonra o taş ancak yerine konuyor.

Bir taş düşünün. Sıradan bir taş. Ama o taş Kur'an sesleri arasında ocaktan koparılıyor, alimin elinden fetvasını alıyor, tekbirlerle ve dualarla yerine yerleştiriliyor. Her bir taş bu törenle. Her biri bu hassasiyetle.

Bugün Mescid-i Haram'ın kapılarından birinin adı "Bâbül Murat"tır. Yani Murat Kapısı.

Neden?

Çünkü Sultan IV. Murat'ın bu hizmeti tarihe öyle nakşedilmiş ki, o mübarek mekana girişin bir kapısı onun adıyla anılıyor. Yüzyıllar geçiyor, saltanatlar değişiyor, dünyalar alt üst oluyor... ama o kapı duruyor. Ve her gün milyonlarca insan oradan geçiyor.

İşte "iyi iş yap, adın kalsın" derler ya. Ecdat bunu Kabe'nin kapısında bırakmış.

Zaman zaman Osmanlı padişahları hakkında onları karalayan hikayeler anlatır, vesika aramadan. Ama elimizde delilli olan şu: IV. Murat'ın emriyle, 600 hafızın Kur'an sesiyle, her taşına fetva alınarak inşa edilmiş bir Kabe var. Ve bugün milyonlarca insan o binanın etrafında dönerek tavaf ediyor.

Delil bu. İcraat bu. Eser bu.

Nihayetinde bir insan, kalıcı olarak bu dünyada ne bırakabilir ki? En hayırlı miras, Allah için yapılan iştir. Ve bu miras, 400 yıldır her tavafla, her Kur'an tilavetiyle yeniden yeniden dile geliyor.

Rabbim o mukaddes topraklara hepimizi kavuştursun.

Tarihimizin bir başka ilginç hikayesinde haftaya tekrar görüşmek üzere.

Sağlıcakla kalın.

Talha Uğurluel