Dünyanın En Güçlü Adamının Korkusu - Tarih Postası

26 Nis 2026

Dünyanın En Güçlü Adamının Korkusu

Dünyanın En Güçlü Adamının Korkusu

Merhaba kıymetli dostlarım,

Mohaç Ovası, 29 Ağustos 1526. Toprağın rengi kan kırmızısı, havanın kokusu barut ve demir. Dünyanın o güne kadar gördüğü en büyük kara ordularından biri, koskoca Macar ordusu, Avrupa’nın şövalyeleri, o zırhlı birlikler bir buçuk saatte tarihe karışmış. Sadece bir buçuk saat!

Mohaç Meydan Muharebesi, dünya tarihinin en kısa süren büyük meydan savaşı olma özelliğini taşır. Macar ordusu kolay bir rakip değildi; devasa kılıçlarıyla savaşan, Türk kökenli kadim savaşçıların torunlarıydı bunlar. Topkapı Sarayı'nın silah bölümünde bugün hâlâ sergilenen o dev Macar kılıçlarının yanına gittiğimde grupla beraber dururum, "Bir insan bunu kaldırabiliyor muydu?" derim. Herkes şaşırır. Evet, kaldırıyorlardı. Ama Osmanlı topçusunun karşısında hiçbir şey yapamadılar.

Velasıl kelam, müthiş bir zafer kazanıldı ve işte hikâye tam burada başlıyor.

Sultan Süleyman Han, henüz 30’lu yaşlarının başında. Koca bir imparatorluğun tahtında, elinde dünyanın en güçlü ordusu, karşısında ise diz çökmüş bir Avrupa…

Şimdi açık konuşalım; böyle bir zaferden sonra insanın nefsi ne der? “Ben yaptım, ben kazandım, ben en büyüğüm!” der değil mi? İnsan kibre düşer, ayağı yerden kesilir.

Ama bakın Kanuni ne yapıyor?

O gece, zafer çığlıklarının, mehter seslerinin arasında herkes kutlama beklerken, Sultan Süleyman çadırına çekiliyor. Ve yanındakilere ilginç bir emir veriyor: “Çadırımın içine bir çukur kazın. Mezar büyüklüğünde olsun!”

Düşünebiliyor musunuz? Dünyanın en güçlü hükümdarı, o muazzam zaferin gecesinde, herkesin önünde eğildiği o saatlerde, kendi eliyle kazdırdığı o toprak çukura giriyor. Geceyi o karanlık, daracık mezar benzeri çukurda geçiriyor.

Neden?

Nefsine diyor ki: “Süleyman! Mağrur olma, senden büyük Allah var. Bugün bu zaferi kazandın ama bütün muvaffakiyetler Allah’tandır, nihayetinde gireceğin yer işte bu bir karış topraktır.”

İşte ecdadı “Cihan Sultanı” yapan sır burada gizli. Onlar toprak fethinden önce kendi nefislerini fethettiler. Kibrin panzehirini o karanlık çukurda aradılar. Biz bugün küçücük bir başarıda havaya giriyoruz ya, Sultan Süleyman Han, koskoca Macar Krallığını tarihten sildiği gün toprağa sığınıyor.

İşte asıl zafer budur!

Kanuni’nin bu mütevaziliğine karşı, düşmanları tarafından bile “Muhteşem Süleyman” diye anılmayı Allah ona nasip etti.

Ama ona "Muhteşem" dedikleri zaman, sadece o devasa ordularını kastetmiyorlardı. Onun kanun koyuculuğundaki dehasını, adalet anlayışındaki sağlamlığı kastediyorlardı.

Bugün Washington D.C. dünyanın en güçlü devletlerinden birinin kalbi. Oradaki Amerika Birleşik Devletleri Kongre Binası içinde, tarihte insanlığa adalet getirmiş 23 büyük isminin kabartması işlenmiş duvarlara. Sadece yirmi üç kişi. Medeniyetin hukuk temelini döşeyen isimler. Ve bu 23 isim arasında bir Osmanlı padişahı var.

Kim biliyor musunuz?

Tabi ki Kanuni Sultan Süleyman.

Onu “Muhteşem” yapan, kurduğu o pırıl pırıl hukuk nizamıydı. Şeyhülislam Ebussuud Efendi ile el ele verip, öyle kanunlar hazırladılar ki, o kanunlar sadece Müslümanları değil, imparatorluk çatısı altındaki her bir canı koruma altına aldı.

46 yıllık saltanat boyunca hiçbir şeyi kafasına göre yapmadı. Her kararı meşveretle aldı, her fermanın altında bir fetvayı aradı.

İşin aslı şudur: Adalet sadece mahkeme duvarlarında yazan bir kelime değildir. Adalet, Mohaç’ta zafer kazandığın gece kendi mezarını kazabilmektir. Kendi nefsine söz geçiremeyen, dünyaya adalet dağıtamaz.

Bugün ta Amerika'daki o meclis binasının duvarına o portreyi koyanlar da bu adalet dehasına saygı duruşunda bulunmuşlardır.

Rabbim ecdadımızın ruhunu şad etsin. Onları doğru tanımayı, doğru anlatmayı nasip etsin.

Haftaya bir başka hikâyede görüşmek ümidiyle…

Sağlıcakla kalın.

Talha Uğurluel