
5 Nis 2026
Merhaba kıymetli tarih dostları,
Bugün sizinle Fatih Sultan Mehmet Han’ı konuşacağız. Tarih boyunca nice devletin, nice devasa ordunun kanırta kanırta almaya çalıştığı, ama bir türlü alamadığı o şehri gencecik yaşında fethetmiş.
Fakat Fatih sadece kılıç sallayan bir fatih değil. Fatih'i yetiştiren ortamı ve şahısları düşündüğünüzde, onun aynı zamanda muazzam bir deha olduğunu görüyorsunuz. Devleti kurumsallaştırıyor. İşte bu büyük vizyonun en paha biçilmez tezahürü, Divan-ı Hümayun’da, yani bugünkü adıyla bakanlar kurulu toplantılarında gizlidir.
Eskiden nasıldı bu işler? Açık konuşalım...
Padişah baş köşeye, o ihtişamlı tahtına oturur, vezirler ve paşalar da karşısına dizilirdi. Hükümdar orada, aslan gibi duruyor. Peki, o aslanın karşısında kim çıkıp da padişahın fikrine hür iradesiyle itiraz edebilir? Kim "Hünkarım, bu işin doğrusu şudur" diyebilir?
Korkudan herkes kuzu kuzu padişahın sözünü onaylamak zorunda kalıyor. Etkilenmemek elde mi? İnsan psikolojisi bu. Hükümdarın nefesinin ensenizde olduğu bir yerde, ne kadar rahat fikir beyan edebilirsiniz?
İşte Fatih Sultan Mehmet, bu büyük tehlikeyi fark ediyor. Diyor ki; "Ben artık Divan-ı Hümayun toplantılarına bizzat katılmayacağım!"
"Nasıl yani?" diyorsunuz değil mi? Neden koskoca cihan padişahı kendi devletinin toplantısına girmez?
Cevabı, Topkapı Sarayı’ndaki o muazzam Adalet Kulesi'nde yatıyor. Fatih istiyor ki; paşalar, o devletin pırıl pırıl beyinleri, hükümdarın karşısında korkuya kapılmasınlar. Kimseden çekinmeden, hür iradeleriyle fikirlerini söylesinler. Gerekirse kıyasıya tartışsınlar, masaya yumruklarını vursunlar. Velasıl kelam, devlet için en doğru kararı bulsunlar!
Bunun üzerine Divan-ı Hümayun salonunun hemen üstüne, o Adalet Kulesi’nin olduğu yere kafesli bir pencere açtırıyor. Adına da "Kasr-ı Adl" (Adalet Köşkü) deniyor. Padişah artık toplantıları o kafesin arkasından, görünmeden dinliyor. İşin ilginç yanı şu ki; paşalar padişahın o an orada olup olmadığını asla bilmiyorlar! Her an dinleniyormuşçasına dikkatli, ama padişahın yüzünü görmedikleri için bir o kadar da özgürler.
"Modern yönetim sistemleri", "hür düşünce" diye bize hep Batı'yı, Avrupa'yı övdüler değil mi?
Halbuki yüzyıllar önce, bizim ecdadımız modern devlet sisteminin, şeffaf yönetimin ve korkusuzca fikir beyan etmenin temelini tam da bu kulede atmış.
Nihayetinde mesele tek bir kişinin her şeye karar vermesi değil; ortak aklın, şuranın, meşveretin işlemesiydi. İşi ehline teslim etmek ve o ehil insanların doğruyu bulması için onlara o özgür alanı açmak...
Bu öyle paha biçilmez bir miras ki, bugün yöneticiler, liderler, hepimiz bu hikayeden payımıza düşeni almalıyız.
İşte canlar, Topkapı Sarayı'na yolunuz düştüğünde, o Adalet Kulesi'ne bir de bu gözle bakın. O taşlarda ecdadın adaleti var, feraseti var.
Gezin, görün, öğrenin dostlar. Tarihi dizilerden değil, bizzat mekanlarında, o ruhu iliklerinize kadar hissederek yaşayın. Benimle beraber gezmek isterseniz, turlarıma mutlaka beklerim.
Haftaya tekrar görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın, hoşça kalın.
