
Merhaba kıymetli dostlar,
Benim İtalya turlarıma katılanlar bilir; orada gruplarımı herkesin koşa koşa gittiği yerlere değil, çoğu kimsenin bakmadan önünden geçtiği bir mezarın başına götürürüm: Aziz Petrus Bazilikası'nda, Papa VIII. Innocent'in mezarı. Bronzdan heykeli tahtına kurulmuş, oturuyor.
Grubu toplarım, "Şu kitabeye bakın" derim. "Burada bizim bir padişahımızın adı geçiyor. Ama nasıl geçtiğini hikâyenin sonunda söyleyeceğim."
Çünkü o kitabeyi anlamak için önce bir şehzadeyi tanımanız lazım.
Tarih 1481. Fatih Sultan Mehmed Han, Gebze'de, ordusunun başında aniden vefat ediyor.
Geride iki şehzade var. Büyüğü Bayezid, Amasya'da. Küçüğü Cem, Konya'da. Sadrazam ikisine de birer ulak çıkarıyor.
Ama Cem'e giden ulak yolda durduruluyor. Haber ona geç ulaşıyor. Bayezid ise dokuz günde İstanbul'a varıyor, yeniçeriler de onu istiyor. Taht Bayezid'in.
Cem kabul etmiyor. Bursa'da hükümdarlığını ilan ediyor, ordu topluyor, abisiyle Yenişehir'de karşılaşıyor. Ve kaybediyor.
Konya ona sahip çıkmıyor. Ankara, Tarsus, oradan Memlûk toprakları… Hanımı, çocukları yanında, Kahire'ye sığınıyor.
Bakın burası çok enteresan. Memlûk Sultanı Kayıtbay onu büyük bir hürmetle karşılıyor, ona altınlar saçıyor. Halk onu bağrına basıyor. Neden? Çünkü karşılarındaki, İstanbul'u fetheden o büyük Fatih'in oğlu!
Cem, Mısır'dayken hacca da gidiyor. Osmanlı hanedanından hacca giden ilk kişi odur.
Ama gönlündeki taht sevdası dinmiyor. Bir kez daha ordu topluyor, abisinin karşısına bir kez daha çıkıyor. Ve yine kaybediyor.
Bu sefer Mısır yolu da kapalı. Antalya kıyısına iniyor ve Rodos Şövalyelerine güveniyor.
Planı şu: Onlara para verecek, gemilerine binecek, Trakya'ya çıkıp abisini oradan vuracak. Şövalyeler "tamam" diyor. Cem gemiye biniyor.
O geminin onu bir daha asla vatanına döndürmeyeceğinden habersiz…
Şövalyeler onu alır almaz esir ediyorlar. Açık konuşalım; o günden sonra Cem bir şehzade değil, Avrupa'nın elinde paha biçilmez bir rehine. Önce Rodos, sonra yıllarca Fransa. Nihayetinde Papa VIII. Innocent "Onu bana getirin" diyor. Ve Cem, Roma'ya getiriliyor.
İşte asıl sahne burada.
Papa, Cem'in karşısına geçiyor ve bir teklif yapıyor:
"Gel, Hristiyan ol. Seni ordularımızın başına geçirelim. Abinden Osmanlı ülkesini alalım, seni hükümdar yapalım."
Düşünebiliyor musunuz? Uğruna kılıç çektiği, uğruna yurdundan olduğu o taht… Şimdi önüne tepside konuyor. Tek bir şartla: dinini bırakacak.
Cem'in cevabı kesin: Hayır.
Ve sonra, o gurbette, esaretin içinde, şunu söylüyor:
"Beni salıverin, Mısır'a gideyim. Bir daha saltanat davası gütmeyeceğim. Eşimi, çocuklarımı çok özledim. Bırakın onlara kavuşayım."
Dinlemiyorlar.
Taht için yola çıkan adam, sonunda tahtı değil, ailesini istiyor. Onu da vermiyorlar.
Bu arada Bayezid de kardeşini orada muhafaza etsinler diye Papa'ya ciddi paralar gönderiyor. Cem artık herkesin pazarlık masasında.
Yıl 1495. Papa değişmiş, Cem el değiştirmiş. Napoli topraklarında, ailesinden binlerce kilometre uzakta vefat ediyor. Henüz 35 yaşında. Anlatılır ki zehirlenerek öldürüldü.
Naaşı bile yıllarca gurbette bekliyor. Ancak 1499'da vatanına dönebiliyor ve Bursa'da, Muradiye'de toprağa veriliyor.
Şimdi gelelim o kitabeye.
Innocent'in mezar kitabesinde, Bayezid'in Papa'ya gönderdiği bir hediye anılıyor. Bayezid'in adı da orada geçiyor. Ama bakın nasıl yazmışlar:
"Baiazete Turcarum tyranno." Yani "Türklerin tiranı Bayezid."
Sultan değil. İmparator değil. Tiran! Yani zorba.
Parasını aldıkları, hediyesini kabul ettikleri adama bile mezar taşında "tiran" diyorlar. O "tiranın" kardeşine de dinini satarsa taht vaat ediyorlar.
Velasıl kelam dostlar… Cem Sultan tahtı kaybetti, vatanını kaybetti, ailesine kavuşamadan gurbette öldü. Ama bir şeyi asla kaybetmedi. Önüne dünyanın saltanatı konduğunda bile imanını pazarlığa açmadı.
Yolunuz Bursa'ya düşerse, Muradiye'ye mutlaka uğrayın. On üç yıl gurbette kalıp da dinini satmayan o şehzadeye bir Fatiha okuyun.
Her Pazar paylaştığım Tarih Postası'nda haftaya başka bir hikâyede buluşmak üzere…
Sağlıcakla kalın, hoşça kalın.
Talha Uğurluel
