Göbeklitepe Nasıl Her Şeyi Altüst Etti?

Göbeklitepe Nasıl Her Şeyi Altüst Etti?

İstediğiniz zaman tek tıkla ayrılabilirsiniz.

Kayıt olarak Aydınlatma Metni'ni ve e-posta almayı kabul etmiş sayılırsınız

Merhaba kıymetli dostlar,

 

Urfa'nın kırsalı. Dağın başı. Suyun olmadığı, yeşilliğin bulunmadığı kupkuru bir arazi. Bir ailenin mercimek tarlası.

 

Bir gün toprağın altından bir taş çıkıyor. Çıkarmak istiyorlar, gelmiyor. İnat edip etrafını açıyorlar; bir bakıyorlar ki taşın ucu yok, aşağı doğru bağlanmış gidiyor. "O zaman üstünü kıralım da tarla sürülürken birinin ayağına takılmasın" deyip kırıyorlar.

 

Aynı tarladan çıkan küçük bir heykeli de müzeye götürmüşler. "Koyun şu köşeye, biz ilgileniriz" demişler. Heykel depoya kaldırılmış.

 

Aradan yıllar geçiyor.

 

Urfa'da araştırma yapan bir Alman heyet, aradığını bulamadan dönüş hazırlığında. Tam gidecekleri gün içlerinden biri müzeye uğruyor, depoya iniyor ve o heykeli görüyor.

 

Uçaklarını iptal ediyorlar.

 

Ve o mercimek tarlasının altından ne çıkıyor biliyor musunuz? Otuz civarında dairesel tapınak. En küçüğü sekiz, en büyüğü otuz metre çapında.

 

Her bir dairenin kenarına on bir, on iki tane T şeklinde dev taş dizilmiş. Tam ortada da karşı karşıya duran iki büyük T. Bu taşlar insanı simgeliyor; başları var, gövdelerinde kolları var, elleri önde edeple bağlanmış. Sanki huzurda duruyorlar.

 

Üzerlerinde yaban domuzları, yılanlar, akrepler, tilkiler, kurtlar, yaban ördekleri.

 

Peki niye hayvan? Çünkü hayvanı kutsal görmek, hayvanı mabut edinmek eski çağlarda çok yaygın bir gelenekti. Mısırlılara bakın; çakala tapmışlar, timsaha tapmışlar, ineğe, atmacaya, şahine, hatta gübre böceğine tapmışlar. Buradaki kabartmaların bir kısmı gücü, bir kısmı gök hareketlerini, geleceğe dair kehanetleri simgeliyor.

 

Peki bunlar kaç yıllık?

 

Bakın karşılaştıralım. İngiltere'nin o meşhur Stonehenge'i MÖ 2500'e gidiyor. Mısır'daki kutsal alan MÖ 4500, Malta'daki MÖ 4400. Bunlar bizim "en eski" diye bildiklerimiz.

 

Göbeklitepe'nin dikitleri MÖ 10.000!

 

Bir çırpıda insanlık tarihi binlerce yıl geriye gitti. Kolay kolay kırılacak bir rekor değil bu.

 

Ama asıl mesele yaş değil dostlar. Asıl mesele şu:

 

Bize ne öğrettiler? İnsan önce yerleşir, toprağı eker, karnını doyurur, eli genişler, şehrini kurar; en sonunda da mabedini yapar. Yani mabet, medeniyetin sonucudur. Kitaplarda böyle yazıyor.

 

Halbuki Göbeklitepe'yi yapanlar henüz yerleşik bile değildi. Yazıyı bilmiyorlardı. Avcıydılar, toplayıcıydılar.

 

Bugün biz hac için belli zamanlarda kalkıp Kâbe'ye gidiyoruz ya; Göbeklitepe de o günün insanı için böyle bir yerdi. Yılın belli zamanlarında yüzlerce insan dört bir yandan buraya geliyor, burada panayırlar kuruluyordu. Geliyor, arınıyor, kurbanını sunuyor, ibadetini yapıyor ve arındığına inanmış bir halde çekip gidiyordu.

 

Sonra kalmaya başladılar. E bir yerde sabit durursanız toplayıcılıkla karnınızı doyuramazsınız. Gezmek, yiyeceğinizin peşinde koşmak bir yana; artık toprağı ekip biçeceksiniz, hayvan yetiştireceksiniz.

 

Yani insan mabedini kurmak için yerleşti. Şehir mabedin etrafında büyüdü. Sıralama tam tersiymiş. Kitapların yeniden yazılması lazım.

 

Allah-u Teâlâ'nın tarihte kendisine peygamber göndermediği hiçbir ümmet yok. İnsan o elleri önde bağlı duruşa bakınca, acaba burası bilmediğimiz bir peygamberin izi miydi, sonradan mı putperestliğe döndü diye düşünmekten kendini alamıyor. Ama açık konuşalım; bu konuda kesin bir şey bilinmiyor.

 

Göbeklitepe bütün sırrını bize anlattı mı? Hayır.

 

Bir iddiaya göre burası sistemli bir şekilde gömülmüş, üstü kapatılmış ve terk edilmiş. İnsan kendi mabedini niye gömer? Cevabı yok. Üstelik yıllardır süren kazılarda o otuz tapınaktan sadece altı tanesi gün yüzüne çıkarılabildi.

 

Devlet tarlayı istimlak edince sahibi olan amcamıza müzede vazife verdiler. O da gelene geçene çocukluğunu anlatıyor. Babası ve dedesi tarlayı ekip dikerlerken ona küçükken şunu tembihlerlermiş:

 

"Aman evladım, buralarda abdest bozmayın."

 

Dağın başı, tarla, çocuksun, sıkışırsın. Hayır. Burada olmaz.

 

Neden? Cevabı yok. Kutsal işte.

 

Bugün o tepede birkaç yatır, birkaç kabir duruyor. On iki bin yıl önceki kutsal, şekil değiştire değiştire hâlâ mukaddesatını koruyor.

 

Kazılar sürüyor. Yakınında Karahantepe var; belki bizi daha da eskiye götürecek. İnsanlık tarihini daha iyi anlayabilmek için merakla bekliyoruz.

 

Her Pazar paylaştığım Tarih Postası'nda haftaya başka bir hikâyede buluşmak üzere...

 

Sağlıcakla kalın.

 

Talha Uğurluel