
Merhaba kıymetli dostlar,
Dokuzuncu yüzyıl, Buhara. Toz toprak içinde bir çarşı, revaklı bir medrese, ve o medresenin en ünlü hocası: İmam Buhari Hazretleri. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'ın hadislerini toplamak için atına binip çölün öbür ucundaki tek bir raviyi, sırf o tek hadisi dinlemek için ziyaret eden adam. Kur'an-ı Kerim'den sonra İslam'ın en güvenilir kitabı kabul edilen Sahih-i Buhari'nin sahibi. Ömrünü, elenmemiş binlerce rivayetin içinden sahihini ayıklamaya adamış bir dev.
Bir gün şehrin valisinden bir haber geliyor. "Oğluma özel ders ver. Konağıma gel, orada oku" diyor vali.
İmam Buhari Hazretleri'nin cevabı kısa oluyor: "İlim gitmez, ilmin kapısına gelinir. Oğlunuz talep ediyorsa, buyursun bu kapıya gelsin."
Düşünebiliyor musunuz? Koca bir valiye, bir devlet adamına "hayır" diyor. Çünkü biliyor ki, ilmin izzeti hiçbir makama kurban edilemez. Bir alim, bir siyasetçinin yanında el pençe divan durmaz.
Ama bakın, bu cevabın bedeli ağır oluyor. Vali küsüyor, önüne taş koyuyor, alimi şehirden çıkarıyor. İmam Buhari Hazretleri, o yaşlı haliyle bir merkebin sırtında, Semerkant yakınlarındaki akrabalarına doğru yola koyuluyor. Ama ulaşamıyor. Yol üstündeki küçücük bir köyde, misafir olduğu bir evde vefat ediyor.
Velasıl kelam dostlar. Dünyanın en titiz hadis alimi, hayattayken hiçbir valiye, hiçbir makama boyun eğmeyen bir dev, koca bir ümmetin başucu kitabını yazan adam bu halde can veriyor.
İşte "izzet-i ilim" dediğimiz şey tam olarak bu. Bir defasında bile eğilmeyen adam, bedelini ağır şekliyle ödüyor. Ama bakın, o "hayır" öyle bir "hayır" ki, asırlarca hiç unutulmuyor. Bugün dünyanın her köşesinde, camilerde, medreselerde onun adı anılıyor. "Buhari şöyle rivayet etmiş" diyoruz da, arkasındaki bu bedeli çoğu zaman hatırlamıyoruz bile.
Sonrasında da kolay olmuyor işin. Asırlar geçiyor, Orta Asya'ya komünizm giriyor, "din afyondur" diyen bir ideoloji bütün türbeleri, camileri birer birer yerle bir ediyor. İmam Buhari Hazretleri'nin o mütevazı kabri de bu yıkımdan payını alıyor, üstüne tarla sürülüyor, unutulmaya terk ediliyor. Sanki daha önce yaşadığı sürgün yetmezmiş gibi, bu sefer de kabri sürgüne gönderiliyor.
Ama bir alimin bıraktığı iz, kolay kolay silinmiyor dostlar. Yıllar sonra o kabir yeniden gün yüzüne çıkarılıyor, yeniden ziyarete açılıyor. Bugün gidin bakın; Semerkant yakınlarındaki o türbeye dünyanın dört bir yanından insanlar geliyor, dua ediyor, huzur buluyor.
İşte mesele burada dostlar. İmam Buhari Hazretleri, hayattayken bir valiye bile boyun eğmedi, "İlim gitmez, ilmin kapısına gelinir" dedi ve bunun bedelini ödedi. Ama Rabbim öyle bir kader yazmış ki, o yolda misafir kaldığı evde vefat ettiği yer, asırlar sonra binlerce insanın huzur bulduğu bir merkeze dönüşüyor.
Bizim de hayatta bazen emeğimiz, gayretimiz görünmez oluyor, unutuluyor değil mi? Karşılığını hemen alamıyoruz, bazen hiç alamıyoruz gibi hissediyoruz. Yaptığımız hayır bir kenara atılmış, kimse fark etmemiş gibi geliyor. Ama unutmayın, hakiki değer hiçbir zaman sonsuza kadar gömülü kalmıyor. Bir gün mutlaka, bir şekilde, yeniden gün yüzüne çıkıyor. Belki bizim ömrümüzde değil, belki bu dünyada değil ama mutlaka çıkıyor.
Rabbim bizleri de ilme, izzetiyle hizmet edenlerden eylesin. İmam Buhari Hazretleri'nin himmeti üzerimizde olsun.
Her Pazar paylaştığım Tarih Postası'nda haftaya başka bir hikayede buluşmak üzere...
Sağlıcakla kalın.
Talha Uğurluel
