Peygamberimizi (sav) Uykusunda Gülümseten Ada: Kıbrıs

Peygamberimizi (sav) Uykusunda Gülümseten Ada: Kıbrıs

İstediğiniz zaman tek tıkla ayrılabilirsiniz.

Kayıt olarak Aydınlatma Metni'ni ve e-posta almayı kabul etmiş sayılırsınız

Merhaba kıymetli dostlar,

Medine… Peygamber Efendimiz'in rahatça girip çıktığı, namahrem meselesi olmadığı için sık sık misafir olduğu bir ev var. Ev sahibi, bizim bugün "Hala Sultan" diye andığımız, asıl adı Ümmü Hiram binti Milhan olan sahabe hanımefendi. Baba tarafından gelen bir süt bağı var Efendimiz'le.

Efendimiz o gün o evde uykuya dalıyor.

Ve uykusunda tebessüm ediyor. O tebessüm öyle içeriden bir tebessüm ki, dışarıdan bakan görüyor.

Uyandığında Ümmü Hiram dayanamıyor, soruyor:

"Ey Allah'ın Resulü! Rabbim sana uykunda ne gösterdi ki, tebessümün dışarıya vurdu?"

Efendimiz'in cevabı:

"Rabbim bana gösterdi ki, ümmetimden bir millet mavi sular üzerinde sefere çıkacak. Ve Allah o sefere gidenlere cennetini vaat etti."

Şimdi… Karşınızda yaşlı bir kadın var. Deniz nerede, o nerede? Aklın alacağı iş değil.

Ama o kadın hiç düşünmüyor bile. Diyor ki:

"Ya Resulullah, dua eder misin, ben de onlardan olayım?"

Efendimiz ellerini açıyor: "Ya Rabbi, bunu da onlardan eyle."

Bakın burası daha da güzel. Efendimiz biraz sonra tekrar uykuya dalıyor, yine tebessüm ediyor. Yine soruyor Ümmü Hiram. Bu defa Efendimiz "Ümmetimden bir millet tahtlar üzerine kurulmuş olarak sefere gidecek" diyor — ki bu da İstanbul'un fethiyle alakalı verilen o ilk müjdelerden biridir.

Hala Sultan yine atılıyor: "Ya Resulullah, dua et ben onlardan olayım!"

Efendimiz bu sefer "Hayır" diyor. "Sen ilklerdensin."

Yani: sen mavi sular üzerinde sefere çıkacak olan o ilk kafiledensin.

Sonra Efendimiz vefat ediyor. Yıllar akıyor. Hazreti Ömer döneminde Şam valisi Hazreti Muaviye, Kıbrıs için izin istiyor; Hazreti Ömer vermiyor. Neden? Çünkü Müslümanlar henüz denizi bilmiyor. Hazreti Ömer o sert görünen haliyle bir Müslümanın ayağına diken batmasından endişe eden bir adamdır.

Hazreti Osman dönemi geliyor. Muaviye tekrar çıkıyor huzura. Bu sefer izin var, ama üç şartla: Gemide sen de olacaksın. Eşini ve çocuklarını da götüreceksin. Ve bu sefer kesinlikle mecburi olmayacak, kim isterse gelecek.

Şam'da cihat ilanı yapılıyor. "Kıbrıs'a sefer var, isteyen gelsin."

Peki koşup ilk kaydını yaptıran kim, biliyor musunuz?

Ümmü Hiram.

Yaş 90. Pirifani bir kadın. Müjdeyi bizzat Efendimiz'in ağzından duymuş, duasını almış ve o günden beri bekliyor.

Onun arkasından kocası Ubade bin Sâmit kaydını yaptırıyor. Ebu Zer el-Gıfari kaydını yaptırıyor. İstanbul'un manevi fatihi Ebu Eyyub el-Ensari kaydını yaptırıyor. Yani ihtiyarlar koşuyor dostlar. O ihtiyar hallerindeki o koşturmaca, gençlere örnek oluyor; gençler onların peşine takılıyor.

Gemiler Kıbrıs'a iki koldan gidiyor. Yıl 649. Ada halkı savaşsız teslim oluyor, anlaşma yapılıyor, söz alınıyor. Adaya bir Müslüman yerleşmesi bile yapılmıyor. Yani ortada ne kan var, ne kılıç şakırtısı.

Ve dönüş vakti geliyor.

Hala Sultan yorgun. Onu bir katırın üzerine bindiriyorlar. Kocası önde, katırı çekerek yavaş yavaş teknelere doğru yürüyor. Bugün Larnaka'da türbesinin bulunduğu o noktaya geldiklerinde, hayvan ne hikmetse huysuzlanıyor.

Ve Hala Sultan'ı üzerinden atıyor.

Düştüğü yerde boynu kırılıyor. Oracıkta şehit oluyor.

O seferde verilen tek şehit odur.

Doksan yaşında bir kadın, denizi aşmış, adaya ayak basmış ve tam dönerken toprağa düşmüştür. Çünkü duası zaten kabul olmuştu: "Sen ilklerdensin."

İşte o gün Hala Sultan, İslam denizcilik tarihinin ilk kadın deniz şehidi oldu.

Şimdi size bir şey söyleyeceğim, tanıdıklarınıza anlatın:

Osmanlı gemileri, asırlar sonra, ne zaman Kıbrıs adasının yanından geçecek olsalar bayraklarını yarıya indirirlerdi. Ve yedi pare top atışı yaparak Hala Sultan'ı selamlamadan geçmezlerdi.

Her defasında. İstisnasız.

Düşünebiliyor musunuz? Koca bir donanma, bir kadına selam duruyor ama doksan yaşında o müjdenin peşinden gitmiş bir sahabiye.

Velasıl kelam dostlar; biz Kıbrıs deyince aklımıza gelen şeyleri bir kenara koyalım. Orası bir diyar-ı sahabedir. Orası, Efendimiz'in uykusunda tebessüm etmesine sebep olan o mavi suların diyarıdır.

Rabbim o müjdeye o yaşta koşabilecek bir aşkı bizim kalbimize de düşürsün. Hala Sultan'a rahmet eylesin, şefaatine bizleri nail eylesin.

Haftaya bir başka hikâyesinde buluşmak üzere…

Sağlıcakla kalın, hoşça kalın.

Talha Uğurluel