Siyah Tac Mahal

Siyah Tac Mahal

İstediğiniz zaman tek tıkla ayrılabilirsiniz.

Kayıt olarak Aydınlatma Metni'ni ve e-posta almayı kabul etmiş sayılırsınız

Merhaba Kıymetli Dostlar,

Bugün sizi evinizden alıp Hindistan’a, Tac Mahal’e götüreceğim.

Şimdi size bir sorum var: Tac Mahal nedir?

Cami değil. Medrese değil. Saray hiç değil.

Burası bir türbedir dostlar. Sadece bir türbe. Ve hakikaten dünyada eşi benzeri yok.

Peki neden kimse size bunu söylemiyor?

Turizm kataloglarını açın, yabancı kayıtlara bakın: "Hindistan'ın Tac Mahali." O kadar. Türbe diyorlar mı? Etrafında iki dev cami var diyorlar mı? Bunu Müslümanlar yaptı diyorlar mı? Hayır. Neredeyse Budist tapınağı diye satacaklar bize. Biz de kör göz, kendi cahilliğimizle "kubbeli mubbeli, Hint eseri işte" deyip geçeceğiz.

Halbuki kapısında, sövesinde, boydan boya dönen kuşaklarında yüzlerce ayet-i kerîme yazıyor. Cennet kapılarının ardına kadar açılacağını müjdeleyen ayetler...

Peki kim yaptırdı?

Şah Cihan. Beşinci Babür hükümdarı. Timur'un torunlarından, Türk. Yani bu dünya harikası eseri yapan hanedan, Hindistan'da asırlarca hüküm sürmüş bir Müslüman Türk devleti.

Şimdi gelelim hikâyenin kalbine.

Mümtaz Mahal, Şah Cihan'ın karısı. Çok genç yaşta ölüyor.

O günlerde çok evlilik de var, biliyorsunuz. Ama demek ki bu hanımına ayrı bir düşkünlüğü varmış ki, arkasından dünyanın en güzel mezar anıtını yaptırdı.

Yalnız türbeyle de kalmadı. İki yanına, türbeden bile büyük iki tane medreseli cami yaptırdı. Neden? Çünkü yaptıran bir Müslüman. İstiyor ki hanımının kabrinin etrafında beş vakit namaz kılınsın, talebeler dersini okusun.

Ama işin bir acı tarafı daha var.

Şah Cihan bir yerden sonra coşuyor. Nehrin tam karşısına, aynısından bir tane de kendisi için yaptırmaya karar veriyor. Hem de bu kez bembeyaz değil; tamamen siyah taştan.

Devletin bütün kaynakları oraya akmaya başlayacak.

Oğlu Alemgir bakıyor, bakıyor... En sonunda diyor ki: "Baba, yeter artık."

Ve babasını tahttan indiriyor.

Şimdi sakın oğul için kötü düşünmeyin. "Babasını hapsetmiş" demeyin. Hapis değil; göz altında tutuyor sadece. Devleti Delhi'den yönetiyor, babasını da Agra Sarayı'na alıyor.

O sarayda bir oda var. O odanın penceresi nereye bakıyor biliyor musunuz? Doğrudan Tac Mahal'e. Nehrin karşı kıyısındaki o beyaz türbeye.

Anlatılır ki Şah Cihan, ölene kadar o pencerenin önünden ayrılmamış. Kendi yaptırdığı türbeyi, o türbenin içinde yatan karısını, aylarca oradan seyretmiş.

Ve öldüğünde...

Oğlu ona ayrı bir türbe yaptırmadı.

Ne yaptı biliyor musunuz? Babasını alıp annesinin yanına defnetti.

Halbuki orada aslında hiç kimse yatmayacaktı. O bina tek bir kişi içindi.

Tam kubbenin ortasında Mümtaz Mahal. Hemen yanı başında Şah Cihan. Karı koca, ebedî istirahatgâhlarında.

Kendisi için siyah mermerden ayrı bir türbe isteyen adam, karısının yanında bir karış yere razı oldu. Üstelik bu onun tercihi bile değildi; oraya oğlu koydu.

Yolunuz Agra'ya düşerse Tac Mahal’in ince taş işlemelerine uzun uzun bakın, çünkü orada bir Müslüman Türk hükümdarın karısına duyduğu aşk yatıyor.

Her Pazar paylaştığım Tarih Postası'nda haftaya başka bir hikâyede buluşmak üzere…

Sağlıcakla kalın.

Talha Uğurluel