
12 Nis 2026
Merhaba kıymetli dostlar,
Tarih 19 Haziran 1941... Özbekistan'ın kalbinde pırıl pırıl bir Semerkant sabahıydı. Fakat bu sükûnetin altında büyük bir kasırga kopmak üzereydi. Stalin'in emriyle Semerkant'a gelen Rus arkeologlar, ellerinde kazmalarla, asırlardır dokunulmayan o heybetli türbenin, Emir Timur'un mezarının kapısına dayanmışlardı.
Bölgenin yaşlıları, o kadim toprakları en iyi bilen aksakallılar kapıya koştular. Yalvardılar, yakardılar: "Yapmayın, o mezar açılırsa üzerimize büyük bir bela yağar!" dediler. Çünkü biliyorlardı ki mezarın içindeki kitabede kan donduran şu cümle vardı: "Mezarımı rahatsız eden, benden daha korkunç bir istilacı salacaktır!"
Ruslar, "Biz bilime bakarız, hurafeleri dinlemeyiz" diyerek yerel halkın feryatlarını hiçe saydılar ve o lahdi açtılar.
İşin ilginç yanı asıl felaket o gün, tam da Timur'un kafatasının incelenmek üzere Moskova'ya doğru yola çıkarıldığı gün patlak verdi. Ne oldu biliyor musunuz? Dünyanın en büyük kâbusu başladı! Hitler'in orduları sürpriz bir şekilde Rusya'ya savaş ilan edip sınırı geçti.
Milyonlarca insanın öleceği o korkunç savaş, o mezarın açıldığı gün başladı. Savaşın gidişatı iyice kötüleşince Stalin büyük bir korkuya kapıldı ve o kemiklerin apar topar Semerkant'a geri gönderilmesini emretti. Nihayetinde kemikler kuzu kuzu yerine yerleştirildiği gün, Ruslar Stalingrad'da Almanlara karşı ilk büyük zaferini kazandılar!
Peki, arkasından böylesine büyük bir fırtına koparan, yattığı yerden yüzyıllar sonra bile dünyayı titreten bu adam kim?
Açık konuşalım; Türkiye'de Timur maalesef kötü görülmektedir. Bize onu hep "eli kanlı, zalim, Sivas katliamı yapmış, zaten Moğolmuş" diye anlatmışlardır. "Hep Türklerle savaşmış, hiç gayrimüslimlerle savaşmamış" diyerek zihinlerimizi bulandırmışlardır.
Ancak işin aslı şudur: Timur, baktığınız zaman çok enteresan ve muazzam bir Türk devlet başkanıdır. O, Özbekistan coğrafyasını ihya etmiş, Sünni İslam'ın kalesi haline getirmiş bir liderdir. Timur, kendi kaleminden şunu söylüyor. "Melik-i Turan, Emir-i Türkistan'ız. Milletlerin en ulusu ve Kadim Türk'ün başbuğuyuz." Bu, uydurma değil; Timur'un kendi döneminde kaleme alınan Tüzükat'ından, bizzat tasdik ettiği cümlelerden.
O dönemin kaynaklarına iniyoruz, adım adım adım inceliyoruz. Karşımıza sadece bir deha değil, müthiş bir cengâver çıkıyor. Hem sağ hem sol eliyle kılıç kullanan, iki eliyle aynı anda yazı yazabilen olağanüstü bir adam! At sırtında dörtnala rüzgâr gibi eserken, yan yana koşan üç atın üzerinden birbirine atlayabilecek kadar mahir bir binici.
Ama asıl şaşırtıcı olan şu ki; dünyanın yarısını diz çöktüren, onlarca devleti yıka yıka yıka ilerleyen bu koca cihangir, ömrü boyunca kendine bir kez bile "Han" dememiştir. Neden? Nasıl oluyor bu iş? Çünkü o dönemki töreye, yerleşik nizama göre sadece Cengiz Han’ın soyundan gelenler "Han" olabilirdi. Timur, halkın alışık olduğu bu büyük hiyerarşiyi bozmamak için, edebiyle yanına kukla bir Moğol hanı almış ve ömrü boyunca "Emir" unvanıyla devletini yönetmiştir. Sadece, Cengiz Han soyundan bir prensesle evlenip "Küregen", yani "Damat" unvanını alarak o meşruiyet bağını kurmuştur. İşte devlet aklı budur!
Velasıl kelam dostlar... Tarih, öyle dört duvar arasında, soğuk ve ruhsuz satırlardan okunmaz. O toprakların ruhunu hissetmek gerekir.
Tarihin tozlu ve bir o kadar da gizemli sokaklarında, yeni bir meydan hikayesinde haftaya tekrar görüşmek üzere...
Sağlıcakla kalın, hoşça kalın.
