Yedi Yiğidin Kudüs’te Ölümüne Koruduğu Kapı - Tarih Postası

3 May 2026

Yedi Yiğidin Kudüs’te Ölümüne Koruduğu Kapı

Yedi Yiğidin Kudüs’te Ölümüne Koruduğu Kapı

Merhaba Kıymetli Tarihseverler,

Tarih 5 Haziran 1967. Ortadoğu tutuşmak üzere.

Tarihe "Altı Gün Savaşı" olarak geçen o kara günlerin başlangıcı.

İsrail ansızın acımasızca saldırmış, saatler içinde Mısır hava kuvvetleri neredeyse tamamen yerle bir olmuş. Kelimenin tam anlamıyla ortalık yangın yeri! Ürdün de savaşa dahil oldu ve Batı Kudüs'e topçu atışı başlattı.

İsrail tabii ki bütün Kudüs’e göz koymuştu.

Binlerce Ürdün askeri Kudüs’te mevzilenmişti. Hazırlardı, silahlıydılar, bekliyorlardı.

Sonra savaşın üçüncü günü tepeden bir emir geldi.

Binlerce silahlı, hazır, mevzilenmiş Ürdün askeri "çekiliyoruz" emrini aldı.

Planı ne miydi? Kaçma. Çekilme. Teslim etme.

Koca Ürdün ordusu, binlerce asker, surları müdafaa edecek güçte bir kuvvet, Kudüs'ü boşaltıp İsrail'e terk etti, tıpış tıpış geri çekildi.

Ama işte asıl hikâye şimdi başlıyor.

Bizzat Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptırdığı, gayrimüslimlerin "Yafa Kapısı" dediği, bizim ise "Bâb-ül Halil", yani Halil Kapısı adını verdiğimiz o eşsiz yapıya geliyoruz.

Bâb-ül Halil’in önünde duran bir komutan vardı o sabah. Yanında altı tane asker var. Telsiz aynı emri vermişti onlara da. Çekilin, boşaltın, bırakın.

Yapmadılar.

Koskoca ordu çekilmiş, ama bu yedi yiğit adam "Biz bu mukaddes kapıyı bırakıp hiçbir yere gitmiyoruz!" diyorlar. Ölümü göze alıp emre itaatsizlik ediyorlar! Karşılarında tam teçhizatlı, yıka yıka yıka üzerlerine gelen yüzlerce İsrail askeri var.

Ben böyle itaatsizliğe kurban olurum, vallahi.

Bu yedi yiğit adam, yarım gün boyunca yüzlerce İsrail askerini Jaffa Kapısı'ndan geçiremediler. Ellerinde taramalı tüfeklerle gelen o yüzlerce Yahudi asker bu yedi yiğidin dik duruşuna takılıp kaldı. Kapıya bir adım bile atamadılar.

Düşünebiliyor musunuz? 1'e 100'den fazla bir oran ve saatlerce süren direniş…

Nihayetinde o yedi yiğit şehadete erdiler ve İsrail askerleri ancak ondan sonra içeri girebildiler.

O gün yaşanan çatışmaların içinde, Bâb-ül Halil'deki bu direniş en çarpıcı olanıydı. Yedi adam bir destan yazmıştı.

Bugün giderseniz, orada Kanuni Sultan Süleyman'ın meşhur kitabesi hâlâ durur. Kanuni, bu kapıya Kudüs'ün ruhunu özetleyen bir cümle astırmıştı: "Lailahe illallah, İbrahim Halilullah." Allah'tan başka ilah yoktur; İbrahim O'nun dostudur.

Gittiğimde durdum ve kitabeye uzun uzun baktım ve gördüğüm şeyle beynimden vurulmuşa döndüm diyebilirim.

O kitabenin her yeri kurşun izleriyle dolu. Yüzde sekseni zaten okunamaz hâle gelmiş, dökülmüş, yıpranmış. Yarım günlük o şiddetli çatışmanın izi, taşa kazınmış gibi duruyor.

Ama gidin ve şunu kendi gözlerinizle görün:

Kitabenin üzerindeki "Allah" lafzına tek bir kurşun bile isabet etmemiş. Allah yazan yerde, hiç kurşun yok.

İşte o yedi yiğit Ürdünlü asker, o gün orada sadece taştan bir kapıyı savunmadılar. Onlar orada Mescid-i Aksa'nın onurunu savundular.

Peki yedi adam mı, yoksa yedi yüz mü olsaydı ne olurdu?

Yedi bin olsaydı?

Girebilirler miydi? Açık konuşalım. Biz sayımız az olduğu için yenilmiyoruz. Tarihte çok kere sayımız az da olsa yine de galip geldik. Biz basiretsiz olduğumuzda, birbirimize düştüğümüzde yeniliyoruz. Velhasıl kelam, dert sayıda değil, iradede.

O yedi adam bunu biliyordu. Telsizden ne gelirse gelsin, kapıyı terk etmedi. Biliyorlardı ne için durduklarını. Bu irade onları yarım gün boyunca yüzlerce düşmana eşit kıldı.

Rabbim o yedi yiğide rahmet eylesin, şehit kanıyla sulanmış o mukaddes toprakları yeniden kurtarsın, o bereketi yeniden ihya etmeyi bizlere nasip etsin.

Tarihin o canlı sokaklarında, haftaya tekrar görüşmek üzere…

Sağlıcakla kalın, hoşça kalın.

Talha Uğurluel